Günün Videosu

Click on the slide!

Call of Duty: Modern Warfare 2

Oyunlar >> Ön İncelemeler

Cehennemi yaşamaya hazır olun !

Activision, oldukça önemli bir Modern Warfare 2 etkinliği düzenledi ve oyunun multiplayer kısmıyla ilgili yığınlarca yeni özellik açıklamakla kalmayıp utanmadan…

MORE
Click on the slide!

PES: 2010 King's Return

Krallar geri dönüyor !

Pro Evolution Soccer; PES 2, PES 3, PES 4, PES 5, PES 6, PES 7, PES 8, PES 2009 serileriyle…

MORE
Click on the slide!

Crysis: WarHead

News >> Latest

2020 ağustosunun puslu havası tekrar karşımızda !

Evet, o mükemmel tropik ada ve 2020 ağustosunun puslu havası tekrar karşımızda. Teğmen Nomad’le altını üstüne getirdiğimiz, Lingshang adlı o…

MORE
Click on the slide!

Need For Speed: SHIFT

News >> Latest

Direksiyona geçme vakti geldi !

Bir zamanlar yarış tutkunlarını ekrana bağlayan bir oyun vardı, adını söylerken bile insanın içinde acayip bir hız yapma tutkusu beliriyordu.…

MORE
Frontpage Slideshow (version 2.0.0) - Copyright © 2006-2008 by JoomlaWorks
     
F.E.A.R. 2: Project Origin - Reborn PDF Yazdır e-Posta

“Bir şeyle dolaysızca karşı karşıya kaldığınızda korkunuz yoktur. Yalnızca araya düşünce girdiğinde korku vardır. Öyleyse sorunumuz şu: Zihnin bütünüyle, tam anlamıyla şu anda yaşaması olanaklı mı? Öyle ki ne geçmiş var olsun, ne de gelecek...

Ancak böyle bir zihnin korkusu olmaz.” Ünlü düşünür J. Krishnamurti’nin böyle bir alıntısıyla “korku” başlığını ele alarak konuya girmek istedim. Aslında bu alıntı, korkuyu en geniş manasıyla ele alıyor. Korku filmlerinin veya oyunlarının bize yaşattığı korku ise bu mananın küçük bir boyutu olarak kalıyor sadece. Bizim konumuz da bu küçük korku boyutunun, yani korkmanın eğlenceli olduğu tarafın içinde yer alacak. Evet, korkmanın eğlenceli taraflarının da olduğunu düşünüyorum. Reflekslerimizi bir anda hareketlendiren ve adrenalin seviyemizi patlama noktasına getiren, yani tam olarak korku filmlerinin ve oyunlarının bizlere yaşattığı korkulardan bahsediyorum. Olayın sinema tarafı kendi başına yüzlerce paragraflık bir yazıya dönüşebilir ama bizim konumuz o taraf değil, bu taraf; yani oyun tarafı.

Yıl 2005... Her korku filminden sonra bir daha korku filmi daha izlememeye ant içmeyi adet edinmiş olan ben, ev arkadaşımın odasından gelen seslere kulak misafiri olmuştum. F.E.A.R. denen oyunla ve Alma ile tanışmam o gün oldu ama bu sefer kararlıydım, bu oyunu oynamayacaktım. İçimden bir ses F.E.A.R.’ın bir korku filmi değil, bir korku oyunu olduğunu söyleyerek beni yola getirmeye çalışıyordu ama o yersiz prensibe uymak için zorladım kendimi. Tabii ki F.E.A.R. gibi bir oyunun içimde uhde olarak kalmasından başka bir şey geçmemişti elime. Bu oyunun üzerine Extraction Point ve Persus Mandate olarak iki ek paket çıktı ama sonradan anladığım kadarıyla pek bir şey kaçırmış sayılmazdım. O yersiz prensip hala izlerini korur içimde ama neyse ki artık korku oyunları konusunda kendime ayrıcalık tanıyabiliyorum. Bu ayrıcalığın ilk misafirleri de F.E.A.R. 2: Project Origin ve geçtiğimiz günlerde bu oyunun ek paketi olarak piyasaya çıkan Reborn oldu; hatta bu iki oyunu üst üste oynayarak resmen kendimden intikam aldım diyebilirim.

Adı üstünde, F.E.A.R.!

F.E.A.R.’ın hikayesine aşina olmayanlar için konuyu en başından şöyle bir toparlayalım isterseniz. Halen Wade adındaki bir bilim adamı, küçük kızı Alma’nın telepatik güçlerinin farkına varır ve Alma’yı Almacham Technology Corporation adıyla kurduğu laboratuarda inceleme altına alır. Amaç, Alma’nın doğaüstü güçlerinin genetik yollarla çoğaltılması ve böylelikle güçlü bir ordunun kurulabilmesidir ama her zaman olduğu gibi işler yolunda gitmeyecektir. Her şeyin sonunda Auburn şehri yerle bir olmuş, Alma ise bütün öfkesiyle serbest kalmıştır. Project Origin’in hikayesi ise Auburn şehrini viraneye çeviren muazzam patlamanın bir terörist saldırısı olabileceğinden şüphelenen Dark Signal ekibinin olay yerine gelmesiyle başlar. Ancak Michael Becket ve takım arkadaşlarının sıradan bir hikayenin içinde olmadıklarını anlamaları uzun sürmeyecektir.

Reborn’un hikayesi, oyunun hikayesine bambaşka bir noktadan giriş yapıyor ve bize -bir solukta oynayıp bitirebileceğimiz- dört bölümlük bir macera sunuyor. Hikayedeki ana karakterimiz, Replica askerlerinden biri olan Foxtrot. Oyuna Project Origin’de de yer alan bir Mech sahnesiyle başlıyoruz. Devasa ve neredeyse yok edilemez bir robotla Armacham’ın güvenlik güçlerini tuzla buz ettikten sonra yolumuza yaya olarak devam ediyoruz. Bir süre sonra tanıdık bir simayla karşılaşıyoruz ve... Bu simanın kime ait olduğunu söylemeyeceğim; çünkü zaten oldukça kısa olan bu güzel senaryonun tadını kaçırmak istemiyorum. Yine de şunu bilin ki o çok özlediğiniz sevgili (!) Alma’nız, size yine o güzel (!) yüzünü gösterecek, yani ondan mahrum kalacağınızı sanmayın sakın. Az önce ortada bıraktığım o gizemli sima ise... Hayır, söylemeyeceğim!

Korktuğumuz boğazımızda mı kalacak yani?

Reborn’u oynayıp bitirdikten sonra fark ettim ki bu ek paketten çok şey beklemişim. “Eee? Bu muydu yani!” diyerek kaldım monitörün karşısında. Böyle bir tepki vermemin en büyük sebebiyse oyunun yaklaşık bir saat içerisinde nihayetine ermiş olmasıydı. Evet, Reborn çok ama çok kısa bir oyun süresine sahip ve şunu da bilin ki Project Origin’de ne bulduysanız, Reborn’da da aynı şeyleri bulacaksınız. İki oyunu arka arkaya oynamış birisi olarak bu garantiyi benden rahatlıkla alabilirsiniz. Tanıdık mekanlardaki tanıdık düşmanlarla savaşırken tanıdık silahları kullanacaksınız. Mekanlar ve düşmanlar konusunda bir sorun yok; ne de olsa oyunun hikayesi Project Origin’in hikayesinin bir parçası ama en azından bir Replica askeri olarak farklı birkaç silah kullansak fena mı olurdu? Reborn, Project Origin’deki o müthiş atmosfere de sahip. Aynı etkileyici grafikler ve efektler, sayıları haliyle az olsa da aynı korkunç sahneler, aynı Alma... Bir dakika, Alma aynı değil! Alma’yı Reborn’da genç bir kız olarak değil, o daha korkunç olan ilk haliyle, yani küçük kız haliyle göreceksiniz. Ha, önemsiz bir detay olarak gördüğüm bir değişiklik daha var Reborn’da. Sağlık miktarınızı, mermi ve bomba sayınızı gösteren göstergelerde şekil değişikliğine gidilmiş ki oyunun ekran görüntülerinde de bunu fark edeceksiniz zaten.

Bana öyle geliyor ki Monolith, Reborn ile oyunun bir sonraki ek paketine bir çeşit girizgah yapmak istemiş; hatta yepyeni bir oyun, yani F.E.A.R. 3 gibi bir oyun bile söz konusu olabilir. Eğer Monolith’in düşünceleri bu yöndeyse sorun yok demektir ama durum sadece benim iyimser bir fantezimden ibaretse Reborn vasat bir ek paket olmaktan öteye gidemez maalesef. Şimdi bu oyuna bir de puan vermek var; aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem bıyık... Reborn’u oynarsanız F.E.A.R.’ın muhteşem hikayesinin içinde yer alan kısa bir ayrıntıya eşlik etmiş olursunuz ama oynamazsanız da çok şey kaybetmiş sayılmazsınız; hatta bence serinin ilk oyununu veya Project Origin’i bir daha oynayın daha iyi.

 

 

Son Videolar


 
308
20-10-2009